Feature news

Şiddetli Adet Sancıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Rahim Ağzı Kanseri Hakkındaki Gerçekler Ve Tedavi Yöntemleri

  • Rahim Ağzı Kanseri’ne % 98 oranında HPV (İnsan Papilloma Virüsü) neden olmaktadır.
  • Rahim Ağzı Kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür.
  • Her 100 kadından en az 2’si hayatının bir döneminde Rahim Ağzı Kanseri’ne yakalanmaktadır.

Rahim ağzı kanseri nedir?

Rahim ağzı kanseri, gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir. Dünyada yılda 500.000 yeni rahim ağzı kanseri çıktığı ve tahminen 1.500.000 kadar da bu kanserle yaşayan olduğu tahmin edilmektedir. Genellikle 50 yaş civarında ortaya çıksa da son yıllarda genç kadınlarda görülme oranı artmıştır.

Sık görülme nedenleri

Hastalık erken yaşta çok sayıda doğum yapmış, erken yaşta cinsel ilişkiye girmiş, sigara içen kişilerde daha sık görülmektedir. Ayrıca HPV (İnsan Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri için çok önemli bir risk unsurudur. Rahim ağzı kanserli hastaların % 98’inde HPV enfeksiyonu saptanmıştır.
HPV genellikle cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Nadiren cinsel ilişki dışındaki yollarla da bulaşabilir (Cilt teması, kirlenmiş materyal ile temas vb.) HPV’nin yüzden fazla tipi vardır. HPV tip 16 – 18 özellikle rahim ağzı kanseri yaparken, tip 6 – 11 dış genital organlarda siğillerin oluşmasına neden olur.

Rahim ağzı kanserinin belirtileri

Erken dönemde hemen hemen hiçbir belirtisi yoktur. Çıplak gözle ve jinekolojik muayenede rahim ağzındaki sorun görülmeyebilir. Ancak “Vaginal Smear” denilen akıntı tahlili ile veya “kolposkop” denen rahim ağzını büyüterek gösteren aletlerle değişiklikler fark edilebilir. Kesin tanı ancak şüpheli yerden alınan biyopsi ile konulabilir. Hastalığın ilerlemesi durumunda klinik belirtiler de ortaya çıkar. Kanlı akıntı, ilişki sonrası kanama, düzensiz kanama gibi. Ayrıca ilerlemiş vakalarda rahim ağzındaki tümör hastanın muayenesi sırasında görülebilir. Hastalık daha da ilerlediğinde idrar problemleri, defekasyon zorlukları ve bacak ağrıları ortaya çıkar.

Hastalığın tedavisi

Erken dönemde, beş on dakikalık basit bir operasyon (konizasyon) ile sadece rahim ağzındaki hastalıklı bölge çıkarılarak hasta tedavi edilebilirken, hastalık ilerlediğinde rahim ve etrafındaki çevre dokuları ile lenf ganglionlarının çıkarılacağı büyük bir operasyona ihtiyaç duyulur. Ayrıca operasyon sonrası tümörün yaygınlık derecesine göre radyoterapi de gerekebilir. Daha ilerlemiş vakalarda operasyon yapılamaz. Ancak radyoterapi ve kemoterapiden yardım beklenir. Erken dönemde yakalandığında tedavide başarı oranı yüzde 100’dür. Hastalık ilerledikçe bu oran düşmektedir.

Rahim Ağzı Kanseri Aşısı

Kadınları rahim ağzı kanserinden koruyan ve 9-26 yaş grubundaki kişilere uygulanabilen rahim ağzı kanseri aşısı, genel olarak koruma amaçlı bir aşıdır. Rahim ağzı kanseri için geliştirilen 2 aşı vardır. Bunlardan biri sadece kanserden korurken, diğeri HPV’nin neden olduğu siğillerden de korumaktadır. Bunun için ideal olan 9-12 yaşındaki kız çocuklarının aşılanmasıdır. Çünkü yaş ilerledikçe (Özellikle 26 yaştan sonra ) vücutta gelişen bağışıklığın azaldığı görülmektedir.
Önümüzdeki yıllarda rahim ağzı kanserini nadir görülen bir hastalık haline getireceği düşünülen ayrıca bugüne kadar ciddi bir yan etkisi de görülmeyen bu aşıyı yaptıran kişilerin yıllık kontrollerini ve smear testlerini yaptırmaya mutlaka devam etmeleri gerekir.
Devamı »

Adet Öncesi Gerginliği Azaltmak İçin

Bazı Kadınlarda Yakınmalar Kişinin Günlük Yaşantısını Etkilemezken Bazılarında İse Depresyon Dahil Olmak Üzere Çok Ciddi Şikayetler Ortaya Çıkabilir

Premenstrüel sendrom( PMS) yani menstruasyon yani adet görmek ile ilintili semptomlardır. Şikayetler adetten bir ya da iki hafta önce, yumurtlamadan hemen sonra başlar ve adet döneminden de birkaç günü etkiledikten sonra geçer. Üreme çağındaki herhangi bir yaşta başlayabilir ve her kadın tarafından farklı yaşanır. Menopozun baslaması ve adet görmenin bitmesiyle PMS geçer. PMS ve adet sancıları birlikte olabilse de; birliktelik sıklığının değişmesi farklı mekanizmalarla ortaya çıktıgını düşündürmektedir.
Premenstruel sendromun sebepleri tam bilinmemekle beraber; adet siklusu sırasında seviyelerinde dalgalanmalar görülen hormonlara kadının verdiği normal dışı yanıtla açıklanmaktadır. Stres ve emosyonel faktörler PMS’e sebep olmaz ancak daha kötü yapabilir.

Halsizlik, Huzursuzluk Ve Ruh Hali Değişiklikleri En Sık Görülen Belirtilerdir

Tanıyı koyacak herhangi bir kan testi yoktur. Semptomların günlük kaydı ve bunların hayatı etkileme derecelerinin belirlenmesi tanıyı koymada takip edilecek en önemli yoldur. Akne, gögüslerde şişkinlik ve hassasiyet, halsizlik, uyku düzensizlikleri, mide şikayetleri, kabızlık ya da diyare gibi bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler, kas-eklem ağrıları, konsantrasyon güçlüğü, ruh hali değişiklikleri, aglama krizleri, huzursuzluk, depresyon sıklıkla görülen semptomlardır.

Yaşam Kalitesini Olumsuz Etkileyebilir

Kadınların yüzde kaçının PMS’den etkilendiğini belirlemek zordur. ACOG(Amerikan Jinekoloji ve Obstetrik Komitesi) verilerine göre %85’inin aylık adet döngülerinde en az bir semptomdan etkilendiği tahmin edilmektedir. Çoğunluğu bu semptomları kolayca atlatırlar ve tedaviye ihtiyaç duymazlar. Ancak adet gören kadınların %3-8’i PMS’ in daha şiddetli bir formundan rahatsızdır. Bu gruptaki kadınların hayatları şikayetlerinin şiddetiyle o dönemde sekteye uğrar ve hayat kaliteleri düşer. PMS genellikle geç 20’lerinde erken 40’larında kadınlarda, ailesinde depresyon hikayesi olanlarda daha sık görülmektedir.

Bu Dönemde Kafein, Sigara Ve Alkolden Uzak Durun

Her kadına farklı yaklaşım gereklidir. Birine iyi gelen diğerinde faydasız olabilir. Doktora gitmeyi gerektirmeyecek hafif şikayetler varlığında alınacak küçük önlemler ve yaşam şeklindeki basit değişiklikler yararlı olabilir. Hergün kalsiyum, D vitamini ve folik asit içeren vitaminler almak, düzenli egzesiz yapmak, saglıklı beslenmek (meyve, sebze, tam tahıllı yiyecekler), şekerli tuzlu yiyeceklerden, kafeinden, sigaradan ve alkolden uzak durmak, düzenli ve yeterli uyumak, stresle baş etmenin yollarını bulmak bu dönemde şikayetlerin hafiflemesini saglayabilir. Daha kötü durumlarda doktora danışılması, lüzum görülürse reçeteli ilaçlar kullanılması uygun olabilir. Doğum kontrol hapları, diüretikler, anksiolitikler ve antidepresanlar sıklıkla reçete edilen ilaçlardandır.
Devamı »

Rahim Kanseri

Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri) Tanı Ve Tedavisi

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Derin Kösebay, "Rahim Kanseri” hakkında bilgi verdi.
Rahim kanseri, genellikle menopoz döneminde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Ortalama görülme yaşı 55 -58 olmasına rağmen çok genç yaşta kadınlarda da ortaya çıkabilir. Rahim kanserli hastaların üç önemli ortak özelliği; kilolu, şeker hastası ya da şeker hastalığına eğilimli ve hipertansiyonlu olmalarıdır. ABD’de jinekolojik kanserler sıralamasında meme kanserinden sonra en çok görülen kanser türü rahim kanseridir. Toplumlarda yaşam süresi uzadıkça yaşlılarda görülen bu hastalığın sayısı da artmaktadır.

Hastalık Riskini Artıran Diğer Faktörler

  • Doğum yapmama veya az sayıda doğum
  • İleri yaşta hala adet görme (Türkiye’de kadınlarda adetten kesilme yaşı 47’dir)
  • Doktor kontrolü dışında hormon tedavisi alınması
  • Rahmi olan kadınların Östrojen+Progesteron hormonu alması gerekirken, sadece östrojen hormon alması
  • Yumurtalıklarda hormon salgılayan tümör bulunması
  • Ailesinde; meme, yumurtalık ve rahim kanseri vakalarının bulunmasıdır.

Rahim Kanserinin Belirtileri

Rahim kanseri, erken belirti veren ve bu nedenle de tanısı erken konulabilen bir hastalıktır. Hastaların dörtte üçü erken evrede yakalanmaktadır.

Hastalığın belirtileri;

  • Adetten kesilmiş bir kadında vajinal kanamanın olması
  • Adetten kesilmiş bir kadında aniden ve bol miktarda kötü kokulu bir akıntının ortaya çıkmasıdır. Bu belirtiler, kişinin kesin olarak rahim kanseri olduğunu göstermez, ancak bu kişilerde kanser ile ilgili araştırmaların yapılması gerekir. Meme kanseri geçirmiş kadınların düzenli olarak kullanması gereken bazı ilaçlar rahim iç tabakasında kalınlaşmalara neden olur, bundan dolayı bu ilaçları kullananların 6 ayda bir jinekolojik ve ultrason muayenesinden geçmesi gerekmektedir.

Hastalığın Tanı ve Tedavisi

Rahim kanseri şüphesi bulunan hastalara jinekolojik muayeneden sonra ultrasonografi yapılır. Eğer kanama veya akıntı gibi bir belirti varsa mutlaka rahim içinden biyopsi alınmalıdır. Tanı konulunca uygulanacak olan tedavi, cerrahi müdahaledir. Operasyonda, rahim, yumurtalıklar ve karın içinden sıvı alınması, karnı örten yağlı gözenekli doku (omentum) ve lenf nodlarının çıkarılması gerekir. Bu işlemler, jinekolojik onkoloji eğitimi almış kişilerce yapılabilir. Sonuçların patolog tarafından değerlendirilmesinden sonra gereken vakalarda Radyoterapi de tedaviye eklenir.
Devamı »

Cinsel Yolla Bulaşan Virüsler

Hastaların yaklaşık yüzde 30’unda siğillere sebep olan human papilloma virüsü, cinsel ilişki sırasında bulaşır. Vücudun herhangi bir yerinde küçüklü büyüklü veya kümeler halinde bulunabilen siğiller, daha çok estetik kaygılar nedeniyle tedavi edilir.

Human papilloma virüsü (HPV) nedir?

Human papilloma virüsü aslında 100’den fazla virüse verilen ortak isimdir. Bu virüsler, vücudun herhangi bir yerinde siğillere sebep olabilirler. Ancak bunların bir kısmı cinsel yolla bulaşarak condyloma acuminata veya jenital siğil denilen hastalığı oluşturur. Siğiller, bu enfeksiyonun görünebilir belirtileridir. Ancak sadece yüzde 40 olguda ortaya çıkar. Kalan yüzde 60’lık bölümde ise virüsler, deri altında kalır ve herhangi bir belirti vermez. Subklinik adı verilen bu belirtisiz formun kanser oluşumu ile bir bağlantısı olduğu düşünülür.

HPV risk faktörleri

  • 20-24 yaşları HPV virüsünün alınması için en riskli yaşlardır.
  • Hasta veya partneri birden fazla kişi ile ilişkiye giriyor ise risk artacaktır.
  • Klamidya veya herpes simpleks gibi başka cinsel ilişki ile bulaşan hastalık varsa risk artmaktadır.
  • Hamilelik ve doğum kontrol hapı kullanımı da riski artırmaktadır.
  • Hodgkin, lösemi gibi, bağışıklık sistemini baskılayan hastalıkları olanlarda risk artmaktadır.
  • Beyaz ırkta daha fazla görülmektedir.
  • Sigara içimi riski artırmaktadır.

Belirtileri nelerdir?


Hastalık çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Hastaların yaklaşık yüzde 30’unda siğil oluşur. Siğiller kadınlarda vajina, anüs ya da vulvada olabilir. Aynı zamanda kasıklarda, bacaklarda, boyunda, ağızda veya vücudun herhangi bir yerinde de bulunabilirler. Erkeklerde ise siğiller, genellikle penis veya torbalardadır. Siğiller büyüklü küçüklü, tek veya kümelenmiş bir şekilde bulunabilirler. Bazen siğillerden oluşan bu küme, bir karnabahar görüntüsünde olabilir. Genellikle cilt renginde ve ağrısız olan bu siğiller, pembe veya gri renk alabilirler. Çok seyrek olarak kaşıntı, ağrı ve kanama yapabilirler.

Nasıl bulaşır?

Vajinal, anal veya oral seks esnasında cildin cilde teması sonucu bulaşır. Virüs cildin zayıfladığı bir noktadan vücuda girer ve derinin derinliklerine doğru ilerler. Burada aylar hatta yıllar boyunca sessiz kalabilir. HPV tanısı konmuş bir kişide virüs, cinsel hayatın herhangi bir döneminde bulaşmış olabilir. Virüs, HPV enfeksiyonu bulaşmış bir kişi ile ilişkiden 4-6 hafta sonra etkisini gösterir. Siğillerin oluşumu 9 ayı bulabilir. HPV ile enfekte olmuş kadınlarda vulva ve serviks kanseri (rahim ağzı kanseri) riski artar. Ancak sadece birkaç tipi (tip 16,18,31,33,35) kanser ile ilişkilidir. Bu tipler genellikle sessiz (subklinik) seyreden hastalığa sebep olurlar.

Tanı nasıl konur?

HPV için geliştirilmiş herhangi bir özel laboratuvar veya kan testi mevcut değildir ve kültürü yapılamamaktadır. Bu nedenle çoğu zaman gizli kalır. Hastaların ancak yüzde 30’unda oluşan siğiller görülerek tanısı konabilir. Bunun için doktorunuzun kolposkop adı verilen bir mercek kullanması gerekebilir. Ayrıca bu bölgeye asetik asit uygulandığında HPV’li ciltte beyazlaşma olur ve siğiller ortaya çıkar. Rutin olarak yapılan pap-smear testlerinde bulunan normal dışı bir bulgu da HPV için uyarıcı olabilir; ancak pap-smear HPV’ye özgü bir test değildir. Kanser şüphesi olan olgularda biyopsi alınması gerekebilir. HPV-DNA’nın moleküler biyoloji teknikleri ile belirlenmesine dayanan testler yapılabilir. Ama bunlar pahalı yöntemlerdir. Ülkemizde rutin uygulamaya girilmemiştir. Ünitemizde, anormal pap-smearlerde HPV tiplemesi yapılmaktadır.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

HPV’nin tedavisi daha çok estetiğe yöneliktir. Çünkü virüsü yok edebilecek bir tedavi yoktur. Lezyonların boyutu, şekilleri, sayısı gibi etkenlere bağlı olarak, çeşitli tedavi seçeneklerinden biri uygulanabilir. Tedavi yöntemine bağlı olmaksızın, dört hastadan birinde siğiller üç ay içerisinde yineleyebilmektedir. Bir kısım hastada ise kendiliğinden iyileşmektedir.
  • İzlem: Herhangi bir tedavi uygulamadan siğillerin kendiliğinden uzaklaşması beklenebilir. Nonservikal siğillerde hastaların yaklaşık yüzde 20-30’unda siğiller üç ay içinde kendiliğinden kaybolabilmektedir.
  • Krioterapi: Siğiller likit nitrojen ile dondurulur. Nispeten ucuz olduğu kadar, aynı zamanda küçük siğillerde oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Uygulamanın yapıldığı yerde ağrı duyulabilir.
  • Kimyasallar: Siğillerin uzaklaştırılması için birtakım kimyasal maddeler kullanılabilir (triklorasetik asit, podofilin, podofilotoksin). Ağrı, erezyon, ülserasyon olabilir; günlerce tekrar tekrar uygulama gerektirebilir.
  • Elektrokoterizasyon: Siğiller elektrik akımı ile imha edilir. Ağrının azaltılması için lokal anestezi uygulaması gerekebilir.
  • Lazer tedavisi: Siğiller lazer ışını ile yok edilir. Jenital bölge ve ses tellerindeki büyük siğillerde iyi sonuç verir. Diğer tedavi yöntemleri denendikten sonra, son seçenek olarak başvurulur. Lokal anestezi ile yapılır. İz bırakması veya enfekte olması mümkündür. İşlemden sonra yaklaşık 3 hafta boyunca ağrı kesici kullanmak gerekebilir. Pahalı bir tedavi yöntemidir.
  • İlaç tedavileri: Siğilin içine bu antiviral ilaç enjekte edilir. Pahalı bir tedavi yöntemidir ve yan etkileri fazladır. Diğer tedavilere oranla çok fazla üstünlüğü yoktur. Bu sebeple fazla tercih edilmez. Günümüzde kullanılmamaktadır. Yüzde 5’lik imikimod, hücresel bağışıklığı artırarak etki gösterir. Uygulama 3-6 ay sürer. Gebelikte de kullanılabilir.
Eşlerden herhangi birisi HPV tedavisi görüyorsa, bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınmak uygun olacaktır. İlişki esnasındaki sürtünme iyileşmeyi engelleyebilir. Eşlerden biri tedavi görüyorsa ve diğer eşte siğil yok ise, siğil taşımayan eş için tedaviye gerek yoktur.

Nasıl Korunulur?

Kondom kullanılması kısmen koruyucu olabilir. Çok eşlilikten kaçınılmalıdır. Spermisitlerin etkili olduğu kanıtlanmamıştır. Virüsün girişini engellemek için ciltte oluşabilecek küçük aşınmalardan kaçınmak gereklidir. Özellikle cinsel ilişki esnasında vajen kuru ise zedelenmelere yol açabileceğinden, yeterli ıslaklığı sağlayacak bir nemlendirme maddesi kullanılması önerilir.
Kadınlar, periyodik olarak pap-smear yaptırılmalı ve şüpheli durumlarda HPV tanısı için gereken tetkiklere başvurulmalıdır. Bazı çalışmalar, yeşil lifli sebzelerle alınan yeterli folik asitin (400mg) HPV’den korunma konusunda faydalı olabileceğini göstermiştir.
Araştırmacılar tarafından, HPV enfeksiyonu için yeni bir aşı geliştirilmiştir. 2007’de ülkemizde de uygulanmaya başlaması beklenen "Gardasil" isimli aşı 3 doz halinde ergen genç kızlara ve virüsle enfekte olmuş kadınlara uygulanabilecek. Yapılan araştırmalara göre sonuçlar çok ümit vericidir. Aşı sayesinde, HPV enfeksiyonuna bağlı olarak gelişecek rahim ağzı kanserlerinin gelecekte azalacağına inanılıyor.
Devamı »

Yumurtalık Hastalıkları

Yumurtalık hastalıkları kısırlık nedeni olabilen hastalıklardan, çok basit ve kendiliğinden geçen fonksiyonel kistlere ve tanıda gecikmenin kadının hayatına mal olabilecek over kanserlerine kadar pek çok problem geliştirebilir. Karın boşluğunda olduğu için bazen geç bulgu verebilir. Yumurtalıklar sadece muayene değil mutlaka ultrasonografi ile değerlendirilmelidir.Karın ağrısı, adet ağrıları, cinsel birliktelikte ağrı, mesane veya makata baskı hissi, sık idrara çıkma, adet düzensizliği durumunda jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografi uygulanmalıdır.  Yumurtalıklar(overler) karın boşluğunda rahmin iki tarafında bağlarla serbest olarak asılı duran organlardır. Kadınların doğurganlığını sağlayan yumurta bu organda depolanır.Ayrıca beyinden salgılanan hormonların etkisi ile yumurtalıklardan salgılanan hormonlar, adet düzenini sağlar. Her ay hormonların etkisi ile yumurtalıklardan yumurtayı içeren küçük bir kist oluşur. Bu kiste folikül denir.Yumurta büyüyen folikülden atılır ve sperm ile buluşursa oluşan embriyo hormonların etkisi ile rahimden oluşmuş dokuya tutunur ve gebelik oluşur. Yumurtalıkta bebeği erken dönemde besleyen bir kist oluşur.Gebelik oluşmamış ise adet kanaması ile son bulur. Folikül kistleri bazen büyüyebilir ve fonksiyonel over kisti denilen ince cidarlı, sıvı ile dolu yapıları oluşturur ve 1 ila 3 ay içinde kaybolurlar. Yumurtalık kisti yumurtalıkların yüzeyinde veya içinde, içi sıvı ile dolu olan keselerdir. Pek çok bayan hayatının bir döneminde over kisti sorunu ile karşılaşmaktadır. Fonksiyonel over kistleri bazen hiç fark edilmediği gibi, kasık ağrısı, baskı hissi , sık idrara çıkma gibi şikayetlere yol açabilir. Bu kistler yırtılabilir, kendi ekseni etrafında dönebilir veya kistlerin içine kanama olabilir.Bu durumda şiddetli ağrı oluşur. Kistler değerlendirilirken bazı parametreler dikkate alınmalıdır, yaş, menapoz, kist boyutları ve şikayetler ileri yaşlarda ve menopoz döneminde yani üreme çağı dışındaki bayanlarda kistler olumsuz özellikler taşıyabilir. Fonksiyonel (masum) kistler genellikle üreme çağında oluşur. Fonksiyonel kistlerin birçoğu şikayete yol açmaz ve muayene sırasında tespit edilirler.Takip edilir 1-3 ay içinde kendiliğinden kaybolabilirler.Doğum kontrol hapları yumurtlamayı baskılayıcı özelliklerinden dolayı tedavide kullanılırlar. Kist içine kanama olduğunda şiddetli ağrı olur, ağrı kesici kullanılarak takip edilebilir.Nadiren yumurta kisti çatlarken damara isabet eder ve batın boşluğuna yumurtlama sırasında kanama olur ise operasyon gerekebilir.Kist yırtılmalarında ani başlayan ağrı oluşur.Kist sıvısı karın organlarını saran periton denilen zar tarafından emilir.Hasta hastane koşullarında takip edilir.Kistler batın boşluğunda asılı duran yumurtalıkların kendi etrafında dönmesine ve yumurtalığın dolaşımının bozulmasına neden olabilirler. Bu durumda da ağrı gelişir.Takip ve gerekirse laparoskopi uygulanmalıdır.
Dermoid Kist: Yumurtalıklarda bulunan germ(üreme) hücrelerinden gelişir. Farklı dokular içerebilir(saç, diş, kıkırdak, kemik, barsak gibi..) Tedavisi cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Bazı kistler de neoplazik(tümoral) özellikler taşırlar. İleri yaşta gelişen, birkaç siklusta geçmeyen ultrasonografide içinde yoğun görünen yapılar, bölmeler içeren, karında sıvı toplanması, kilo kaybı, halsizlik ile beraber olan kistlere şüphe ile yaklaşılır. Bu bulgular varlığında genellikle bir patolog eşliğinde hasta opere edilir. Kist kanser olarak değerlendirilirse kanserin evresine göre sadece yumurtalığın alınması veya rahim ve yumurtalıkların karın zarı(omentum) lenf bezleri ve appendiksin alınması ve ardından ilaç tedavisi gerekebilir.
Çikolata Kisti (Endometriosis): Rahimin iç duvarının yumurtalıklarda yerleşmesidir. Kronik olarak kasık ağrısı adet döneminde ve cinsel beraberlik sırasında ağrıya yol açabilir. Yumurtalıkta oluşan kist erimiş çikolata görüntüsünde olduğu için çikolata kisti olarak adlandırılır ve önemli kısırlık nedenlerinden biridir. Kronik bir hastalıktır ve tekrarlayabilir.Bu kistler tespit edildiğinde çıkarılır ve yeni odakları baskılayıcı tedaviler uygulanır.
Polistik Over: Yumurtalıkların cidarında sıralanmış küçük kistler görülür. Hormon dengesinde oluşan değişiklik adet gecikmelerine yol açar.Metabolik problemleri de içerebilir. İnsülin direnci tip2 diyabet, obesite, kalp damar hastalığı riski, kısırlık, gebelikte düşük riski artışı görülebilir. Tedavi siklus(adet) düzenleme veya çocuk isteğine göre planlanır.
POF (Prematür over yetmezliği): Yirmili veya otuzlu yaşlarda yumurtalık rezervinin azalması ve menopoz gelişimidir. Adetten kesilmesi ile belirti verir. Genetik özellik taşıyabildiği gibi bazen nedeni açıklanamamaktadır. Tedavide hormon replasmanı ile adet sağlanır fakat yumurtlama gelişmediği için çocuk sahibi olamaz.
Devamı »

Menopoz İle İlgili En Çok Sorulan 10 Soru

“Menopoza girdikten sonra artık şişman bir kadın mı olacağım?”
“Şimdi benim cinsel hayatım bitti mi?
“Sürekli terleyip, sıkıntı mı duyacağım?”
Bunlar menopoz döneminde giren kadınların en önemli endişe kaynakları… Menopoz dönemi kadın hayatının önemli dönemeçlerinden ancak bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmanın yolu son derece dikkatli ve bilinçli davranmaktan geçiyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Eylem Şeker Arı, menopoz ile ilgili en fazla merak edilen soruları yanıtladı.

1. Ailemde erken menopoz var, ben de menopoza erken girer miyim?

Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı ortalama 1,5 yıl erkene çekilmektedir.

2. Erken menopoza girdim, ilaç tedavisi ile adet görmemin sakıncası var mı?

Yumurtalıklardan salgılanan östrojen hormonu, kemik erimesi riskini ve kalp damar hastalığı riskini azaltmaktadır. Östrojen aynı zamanda beyindeki anlama-kavrama fonksiyonlarıyla cinsel fonksiyonun sürdürülmesine de yardımcıdır. Menopoza girildiğinde vücutta östrojen hormonu azaldığından, kemik erimesi olasılığı artar. Özelikle 40 yaş altında menopoza giren kadınlar östrojen eksikliği nedeni ile sağlık açısından risk altında olduklarından bu yerine koyma tedavisi büyük önem taşır. Adet görmenizi sağlayacak olan hormon tedavisi ile hızlı kemik kaybı engellenebilir. Ateş basması, vajinada kuruluk, ruhsal gerginlik gibi menopoz belirtileri de hormon tedavisi ile azaltılabilir. Bu dönemde verdiğimiz ilaçlar vücudun ihtiyacı olan hormonları yerine koymak içindir. Düzenli yıllık kontroller yapılarak 5 yıl ilaç kullanımı önerilir.

3. Menopoz kilo aldırır mı?

Menopoz döneminde kilo kontrolünün eskisine oranla daha güç hale gelmektedir. Bunun birçok nedeni vardır ama temel neden menopozla birlikte metabolizmanın yavaşlamasıdır.  Diğer nedenler arasında depresyon, yeme alışkanlıklarında değişiklik ve günlük aktivitelerde azalmayı sayabiliriz. Menopoz çağına gelen kadınların çoğu ev ve iş yaşamlarını düzene sokmuş olduklarından aktivitelerinde azalma olur. Böylece menopoz kadını 5-10 yıl öncesine göre daha kolay kilo alan biri haline gelir. Diğer taraftan menopoz yaşlarında sık görülen hipotiroidi gibi hastalıklar,  kilo problemine bir katkıda bulunabilir. Menopoz döneminde aşırı stres vücutta kortizol salınmasını artırdığı için kilo kontrolü daha da zorlaşabilir.
Kilo fazlası menopoz döneminde safra kesesi taşlarına, özellikle dizlerde eklem hastalıklarına, göğüs altı ve kasıklarda pişik ve mantar enfeksiyonlarına, horlamalara ve uyku apnelerine de yol açabilir.

Menopoz döneminde kilonuzu korumak için almanız gereken önlemler daha çok hareket etmek ve daha az kalori tüketmektir.  Sağlıklı bir kiloda kalmaya gayret edin, ama birkaç kilo fazlanız olması, makul düzeylerde olduğu ve sağlığınızı etkilemediği sürece sorun değil.

4. Sıcak basmaları normal mi?

Sıcak basması menopozun ana semptomlarından biridir. Baş, boyun ve göğüs bölgesinde kızarıklık ve ısı artışı hissi olarak tariflenebilir. Terleme ile birlikte olabilir. Birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar sürebilir.  Stresli zamanlarda ya da sıcak havalarda sıcak basmaları daha sık olur.  Adetten tamamen kesilip menopoza girmeden önceki premenopozal dönemde de kadınların onda birinde sıcak basmaları başlayabilir. Menopozdaki kadınların yarısı sıcak basmaları yaşar.  Sıcak basmaları kadının östrojen düzeyindeki düşüşle ilişkili olduğu için hormon tedavileri sıcak basmalarını azaltır.
Menopozda en sık rastlanan şikayetlerden biri olsa da, sıcak basması sağlığa zararlı değildir. Geceleri olan sıcak basmaları uyku düzenini etkileyebilir, bunun dışında tıbbi olarak zararı yoktur. Stresli durumlar, tiroid hastalıkları, alkol ve bazı yiyeceklerin de sıcak basması yapabileceği akılda tutulmalıdır.

5. Sıcak basması için antidepresan kullanmalı mıyım?

Antidepresanlar, östrojen verilemeyecek kişiler için sıcak basmalarını gidermede kullanılabilir. Ancak hormon tedavisi kadar etkili olmadığı gösterilmiştir.

6. Menopozda cildimde ve saçlarımda değişiklikler olacak mı?

Menopoz döneminde, östrojen eksikliğine bağlı olarak deride de bir takım değişiklikler oluşur. Deride incelme ve elastikiyet kaybı en önemli değişikliklerdir. İncelmeler özellikle yüz bölgesinde belirgindir, buna bağlı olarak kırışıklıklarda artma olur.
Menopoz öncesi dönemde kadınlar hem testosteron hem östrojen üretir.  Bu dönemde östrojen düzeyi testosteron düzeyinden daha fazladır. Kadında üretilen testosteron 5 alfa redüktaz adındaki bir enzim ile dehidrotestosteron adlı hormona dönüştürülür. Dehidrotestosteron kadın tipi kelliğe yol açar, yani erkektekinden farklı olarak saç kaybı yaygın olur. Menopozdaki kadınların yaklaşık üçte ikisinde saç dökülmesi görülür, bazen yalnızca saçlarda incelme olur.

7. Menopoza giren herkes hormon kullanmalı mı?

Kadınlarda kalp krizi ve damar sertliği gibi kardiovasküler hastalıklar menopoz öncesi yaşlarda oldukça nadirken, menopozla birlikte artar. Buradan yola çıkarak östrojen tedavisi, kalp hastalıklarından ve kemik erimesinden korunma amaçlı 90’lı yıllarda yaygın olarak kullanılmaktaydı. 2002 yılında yapılan WHI çalışması sırasında menopoz döneminde östrojen tedavisinin kadını kalp hastalıklarından korumadığı izlendi. Bu nedenle artık menopoz dönemindeki kadınlara kalp hastalıklarından korunma amaçlı östrojen tedavileri verilmemektedir.
Günümüzde, hormon tedavisi terleme, sıcak basması şikayetleri olan kişilere ve kemik erimesi riski fazla olan kişilere önerilmektedir.

8. Menopozda egzersiz neden gereklidir?

Menopoza girildikten sonraki yıllardaki en önemli sorunlardan birisi olan kemik erimesi,  fiziksel aktivitenin kısıtlı olduğu yaşam tarzında daha şiddetli olmaktadır. Bu nedenle menopoz döneminde belirli bir program dahilinde egzersiz yapmak gereklidir.

9. Menopoza girdim, cinsel hayatım bitti mi?

Menopozda vajinal sıvı miktarı azalır ve vajinanın elastikiyeti azalır. Vajinada kuruluk ve darlık hissi nedeniyle yanma, ağrı gibi sorunlar yaşanabilir. Menopoz döneminde cinsel istekte azalmayı değerlendirirken, kuruluk nedeniyle ortaya çıkan ağrıdan korkmaktan ya da hipertansiyon ilaçları gibi bazı ilaçların kullanımından kaynaklanıp kaynaklanmadığını, psikososyal bir durum olup olmadığını ayırd etmekte fayda vardır. Bu nedenle eşin desteği çok önemlidir. Vajinal kuruluk tedavisinde östrojen içeren lokal ilaçlar kullanılır.

10. Menopozdaki kadınlarda yapılması gereken incelemeler nelerdir? Bu incelemeler sadece “Menopoz bölümü” olan hastanelerde mi yapılır?

Dikkatli bir kişisel ve aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri arasında belli aralıklarla yapılması gerekenler PAP Smear testi, ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi, tam kan sayımı, lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler), karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST), TSH, mamografi, meme ultrasonu ve kemik yoğunluk ölçümüdür. Bu testler için mutlaka bir menopoz merkezine başvurmanız gerekmiyor.  Menopoz konusundaki son gelişmeleri takip eden bir Kadın Doğum hekimi, tetkiklerinizi değerlendirip sizi en doğru şekilde yönlendirebilir.
Devamı »

Şiddetli Adet Sancıları

Adet sancıları kadınların büyük çoğunluğunun ortak derdidir. Pek çok kadın her ay düzenli olarak bu sancıyı yaşamakta ve kendine göre hafifletici yöntemler denemektedir. Bazı durumlarda bu ağrılar o kadar şiddetlenebilir ki; kişi günlük yaşamsal aktivitelerini dahi gerçekleştiremeyecek hale gelebilir.
Kadınlarda adet döngüsü olarak bilinen zaman dilimi; adetin ilk günü başlamakta ve bir sonraki kanamanın ilk günü sona ermektedir. Ortalama 28 gün süren bu döngü sırasında yumurtalıklardan “östrojen” ve “progesteron” olarak adlandırılan iki farklı hormon salgılanmaktadır. Bu hormonlar “endometrium” adı verilen rahim iç tabakasında değişimlere yol açar. Döngünün ortalama 14. gününde yumurtalıklardan atılan yumurta, döllenmek üzere tüplerden birine geçer. Döllenmenin olmadığı durumlarda, hormonlar rahim iç tabakasının dökülmesini sağlayacak şekilde değişmekte ve böylece adet dönemi başlamaktadır.

Vücut kimyasında yaşanan değişimler rahimde kasılmalara yol açar

Rahim, diğer adıyla “uterus”, kaslardan oluşmaktadır. Bütün kaslar gibi kasılıp gevşeyen rahim, vücudumuzda bulunan bazı maddelerin adet dönemi öncesinde artmasına bağlı olarak adet dönemi süresince daha kuvvetli bir kasılma gösterir. Bu kasılmalar zaman zaman kramp şeklinde hissedilen ağrılara yol açabilmektedir. Kasılmalara neden olan ve “prostaglandin” olarak bilinen maddelerin düzeyi, adet dönemi devam ederken azalmaktadır. Bu azalma, adetin ilk birkaç gününden sonra ağrının azalmasını da açıklamaktadır.
Genellikle alt karın bölgesinde ya da belin alt bölgelerinde kendini gösteren ağrılar, bacakların üst kısımlarında da ağrı ve çekilme ile hissedilebilmektedir. Bunların dışında; ishal, bulantı, kusma, baş ağrısı ve baş dönmesi de şiddetli adet sancılarında rastlanan diğer şikayetler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sancıları ciddiye alın!

Adet sancıları “birincil” ve “ikincil” olarak sınıflandırılmaktadır. Birincil sancılar “prostaglandin” salgısının düzeyindeki artıştan kaynaklanan ve genç kızların ilk adet görmeye başlamasından hemen sonra ortaya çıkan ağrılardır. İkincil sancılar ise; hayatın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkabilmektedir. Doğal bir değişime bağlı olmadığı için, adet boyunca bu sancıların şiddetinde bir artış olmayabilmektedir. Bu tür ağrıların sebeplerinin başında,  çikolata kisti olarak da bilinen, “endometriozis” ve “miyomlar” gelmektedir.

Spor yapmak ağrıyla başa çıkmaya yardımcı olabilir

Adet sancılarıyla başa çıkmak için her kadın kendine göre yöntemler geliştirebilir.  Örneğin haftada birkaç gün spor yapmak, ağrıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorken; sancıyı azaltmak için karın bölgesine koyulan sıcak su torbası tercih edilen diğer bir yöntem olabilmektedir. Bu tür sancılar artış gösterdiğinde, iyi bir uyku da şikayetleri hafifletmeye yardımcı olabilmektedir.

Ağrı ile baş edebilmek için uzman yardımı almanızda fayda var

Kadınların büyük bir çoğunluğunda birincil adet sancıları görüldüğü sırada ağrıları azaltmak için ağrı kesici kullanma eğilimi vardır. Ağrı kesiciler, özellikle adet dönemi başlangıcının ilk sinyalleriyle birlikte alınmaya başlandıklarında daha etkili olmaktadır. Kişide, karaciğer hastalığı veya mide ülseri varsa ağızdan alınan ağrı kesiciler önerilmemektedir. Birincil adet sancıları için tercih edilen bir diğer ilaç ise doğum kontrol haplarıdır. Hormonlu rahim içi araçlar da birincil adet sancıları tedavisinde etkili sonuçlar vermektedir.

Öte yandan İkincil adet sancılarında sorunun gerçek kaynağını bulabilmek için ayrıntılı jinekolojik muayene yapılması gerekmektedir. Bu tür durumlarda, tanı amaçlı olarak kapalı yöntem olarak bilinen “laparoskopik” müdahaleye de başvurmak gerekebilmektedir.
Devamı »